Hayat İşte
—…Bir yaz, bir sonbahar, bir kış neler bırakır ki bize ya da neler alıp götürür ki bizden. Okumaya henüz başlayan, heceyi söken çocuklar gibi usulca ve ürkek ürkek ilerliyoruz, sonsuz bir orkestranın ritimleri eşliğinde. Orkestrada her sesin bir nota değeri var elbette. Ölüm hayatın içinde, hayat ölümün yanında yanyana, içiçe, koyun koyuna yatıyorlar. Bir gün birine yepyeni bir ses ekleniyor, bir gün birinden bir tel kopuyor. Ney taksimi, kanun sesi, darbukalar, balabanlar, kudümler, tulumlar, kemençeler, kavallar, tef'ler, kemanlar, sazlar, gitarlar... Derin ve sonsuz bir gecenin içinden sesleniyor; hayat işte. Hâla sürüyor, hâla çınlıyor asırlar önce susan bir ney taksiminin sesi kulaklarımızda.
Yerden göğe, gökten yere bir sonsuz senfoni sessizliğin helezonik armonisinde çılgınca yaşıyor, yaşıyor, yaşıyor. Ölüm de hayat da orkestranın seslerinden birer ses olarak yaşıyor aramızda. Ölüm alıp götürürse birini aramızdan az evvel susan keman sesinin tınıları gibi ölümün sesi, gözleri, elleri hâla kulağımızda çınlıyor.
Yaşamak damla damla süzülüp akıyor şakaklarımızdan; kimi hararetle ağzımızı dayayıp, saldırıp içiyoruz bir musluktan. Kimi yorgun bedenimizin üstünde rutubetten ağırlaşmış bir yorgan gibi duruyor. Kimi ötelerin çağrısıyla yanımızdan giden sevdiğimiz birinin ayrılışından dolayı etlerimizde acıyla seğiriyor hayat.
Kimi zaman bir lokma ekmeğin peşinde umutla çıkılan bir yokuş olurken, kimi zaman dilimleyip, kızartıp üstüne tereyağı, bal sürerek ısırdığımız da hayat değil mi?
Sonsuz bir derinlikten, bir yükseklikte olağanüstü bir uyum, bir armoniyi seslendiren orkestra kimi pastel mavi, kimi cam göbeği yeşil bir tuvalin üstünde bizi çiziyor; ezgiler, ağıtlar, türküler, halaylar… Bizden başlıyor bize dönüyor. Hayat işte.
Kimi bulduğuna seviniyor, kimi bulamadığına yeriniyor. Kimi bir ömür aşkla yaşıyor, kimi taşla yaşıyor bir ömür. Hayat işte, hani denir ya çatlak bir bardağın içindeki su gibi, içsen de akıp gidecek içmesen de. Sen bile sana ait değilsin ki! Koynumuzda büyütüp beslediğimiz, soğuktan koruyup, sıcaktan sakınıp; rüzgârdan, güneşten, sudan ve ateşten sakındırdığımız hayat terk edip gitmiyor mu bir gün bedenimizi? Bedenimiz onsuz kalınca orkestra sustu sanıyoruz. Sahi susuyor mu orkestra? Bana kalırsa hayır. İşte bu yüzden ağlamasın, gülsün gözleri Ağustos böceğinin. Hayat işte, Aralık gitti, şimdi sıra Ocak'da, kim tutabilir ki onu aramızda, bunca sokak çocuğu titriyorken kaldırımlarda simsiyah.
Ferman Karaçam
Bağlantılı Etiketler
Henüz hiç yorum yapılmamış...
Yorum Yap
(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.

