Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

Yeni Çar

Yeni Çar
2015 Yılında, Rus uçağının düşürüldüğü tarihlerde bu fakir, yine bu sütunlarda, Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin’in bize karşı , bizim ondan beklediğimiz kadar dürüst olmadığını, sinsi ve içten pazarlıklı davrandığını yazmıştım.
Rusya Devlet Başkanı içeride kendisini sağlama aldıkça, dışarıda Rusya tarihinin en rahat ve en planlı hareketlerini uygulamaya devam etmektedir.
Beş yıl içinde Rusya ile önemli işler yapıldı. 
Suriye’de bazı mesafeler Rusya ile birlikte alındı.
Rusya’ya rağmen Türkiye; Suriye’de Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi üç önemli operasyonu yapamazdı.
Rusya ile varılan Astana anlaşması, Soçi görüşmesi ve mutabakatı da Türkiye-Rusya arasındaki olumlu ilişkilerin sonucudur.
Enerji işbirliği.
Türkiye’de Nükleer Santralın kurulması. 
Suriye Meselesi.
S400 sisteminin alınması 
Ticaret hacmimizin artması.
Turizmin yeniden canlılık kazanması.
Ve daha birçok başlık Rusya ile iyi ilişkilerin kurulması sayesinde olmuş, gelişmiş ve işlerlik kazanmıştır.
Bunlara hiç kimsenin itirazı olamaz ve elbette yapılanlar küçümsenemez ancak, benim ısrarla söylemek istediğim şudur: Rusya, Türkiye ile ne kadar iyi ilişki içinde olursa olsun ve bu arada ne kadar da, Amerika’ya karşıymış gibi görünürse görünsün, gizliden ABD ile anlaşarak, Türkiye’yi belli bir sınırın ilerisine geçirmeme konusunda mutabık kalmışlardır. 
Süper devletlerin birbirleri ile olan ilişkileri ve dünyayı dizayn etme konusunda aralarındaki alış verişleri hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Mesela hem Amerika, hem de Rusya Suriye’nin kuzeyini yani Türkiye’nin güneyinin tamamını 30 Km derinliğinde Türkiye’ye bırakmamışlardır. 
Her iki süper devlet, Türkiye’nin belli bir noktada frenlenmesi konusunda birbirleri ile anlaşmışlar ve Amerika’nın kâğıt üzerinde imza atmasına, Rusya’nın da söz vermesine rağmen ikisi de sözlerinde durmamışlar, Suriye’nin kuzeyinden çekilmemişlerdir.
Rusya ise İdlip’te, Katil Esed’e fiilen destek vererek tarihin en ağır katliam ve sürgünlerinden birine bizzat imza atmaktadır.
İdlip’ten canlarını kurtarmak için kaçarak, Türkiye sınırına yığılmış kadın, çocuk, yaşlı olan sivil insan sayısı neredeyse bir milyona yaklaşmıştır.
Aynı şekilde yine Rusya, Libya’da, BM’nin tanıdığı ve Türkiye’nin de desteklediği meşru Fayez El Sarraj hükümetine yani, Türkiye’ye karşı paralı askerlerini savaştırmaktadır.
Öte yandan Amerika derin devleti, işin içinde hiç yokmuş görüntüsü verıp, Halife Hafter’i parmağında oynatmış, hem Rusya, hem de Almanya’da masadan kaldırmıştır.
Hala da Birleşik Arap Emirliği eliyle Hafter’i fırıldak gibi evirip çevirmeye, Libya’da Türkiye’ye karşı konumlandırmaya devam etmektedir.
Putin’e dönersek; İçeride eli oldukça rahatlayan ve Çin’in uğraştığı virüs sebebiyle, geleceğin dünyasında yerini sağlamlaştırma ve ilerletme konusunda bir fırsat yakalayan Putin, bir eli ile Suriye ve Libya üzerinden Akdeniz’e kalıcı bir şekilde yerleşmeyi sürdürmektedir.
Diğer eli ile PKK/YPG’yi sımsıkı tutarak ve Amerika ile arka kapı diplomasisini sürdürerek Türkiye’nin ilerlemesini baskılamaktadır. 
Türkiye yalnızdır ve bunun farkındadır.
Bu sebeple, savunma sanayisinde olağanüstü ataklar yapmaktadır.
Suriye’de şehitler vermesine rağmen geri adım atmamaktadır.
Doğrusu da budur.
Türkiye’nin bir adım geri atması demek, Türkiye üzerinde baskı oluşturmaya çalışan emperyal güçlerin iki adım ileri gelmesi ve sınırlarımıza dayanması demektir.
Putin tam bir çağdaş Rus Çarı profili çizerek hile, desise, perde arkası atraksiyonları yaparak Türkiye’yi Esed katili ve PKK/PYD eli ile sıkıştırmaya, milyonlarca Suriyeliyi sınırlarımıza sürdürmeye devam ediyor. 
Kabul edelim ki, kanlı bir süreç fakat Çin’i oyun dışına atmaya çalışan üst akıl, aynı zamanda, ikinci dünya savaşında çizilen sınırların da değişmesini istiyor.
Doğal olarak bu da, en çok bizi ilgilendiriyor ve zorluyor.
Allah (cc) yardımcımız olsun.
Not: Van’da, İdlib’de, Sabiha Gökçen’de, Elazığ’da, Malatya’da şehit olan tüm sivil ve askerlerimize rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. 

CÜMLEDEN CÜMLEYE...
Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mustafa Kemal’in padişah tarafından Anadolu’ya gönderilmesi hadisesine dair hatıralarını da şöyle anlatmıştı: Padişahın M. Kemal Paşa’yı Anadolu’ya göndereceğini kestirince, bir din borcu olarak, kendisiyle görüşmek ve buna mani olmak istedim.
Çünkü endişelerim vardı. 
O ana kadar elde ettiğim bilgiler de bu endişelerimi kuvvetlendiriyordu.
Miralay Sadık Sabri Bey’in ve arkadaşlarının tahkikatı da bu yöndeydi. Beni ikaz etmişlerdi.
“Padişahım, eğer bu iş için muhakkak bir paşa gönderilecekse, karar verdiyseniz, başka bir paşa bulalım.” Demek istemiştim.
M. Ertuğrul Düzdağ/ Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar-2


Ferman Karaçam - Haber 7 

fermankaracam@gmail.com 
fermankaracam@twitter.com 
twitter.com/fermankaracam 
facebook.com/fermankaracam

Bağlantılı Etiketler

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha