Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

Kafkaslardan Anadolu'ya

Kafkaslardan Anadolu'ya
Ardahan Üniversitesi Rektörlüğü’nün bu yıl üçüncüsünü düzenlediği, “Kafkaslardan Anadolu’ya Şiir, Şair ve Aşık Günleri” şenliği için 16 Ekim’de yola düştük ve akşam Ardahan’da sıcak çorbaları içişimizle birlikte başladı.
Ahmet Efe, Hüseyin Akın, sevgili Hüseyin’in oğlu Hasan Akın ve ben Sabiha Gökçen’den Kars’a, Anadolu Jet ile uçtuk.
Son zamanlarda Uçaklarımızda yapılan anonslarda ne söylendiğini siz anlıyor musunuz, bilemiyorum ama, ne yalan söyleyim artık ben pek anlamıyorum.
Tıpkı, bankaların müşteri temsilcisi elemanları gibi “bırbırbırbır” hooop bitti.
Yazıktır, günahtır.
80 küsur milyon insanın birbirimizle anlaştığımız, bu ortak vasıtayı, bu önemli değeri böylesine hor kullanmayın ne olur..!
Bu kadar perişan etmeyin, ettirmeyin.
Topluma hitap eden insanları robota dönüştürüp, dili de ellerine tutuşturup, kırıp döktürmeyin, merhamet edin.
Neyse ki, iniş anonsunu yapan hanımefendi güzel bir Türkçe anonsu yaptı, ben de kabin sorumlusu bayanı çağırtıp, anonsu yapana teşekkür ettim, keşke adını da sormuş olsaydım.
İkinci gün yani, 17 Ekim Perşembe günü protokol konuşmalarıyla başladık programa.
Rektör Mehmet Biber Bey, Ardahan Valisi ve Belediye Başkanı birer konuşma yaptılar.
Ardından, geçen yıl benim teklif ettiğim Şiir yarışması ödül törenine geçildi.
Malum, bizde hep böyle olagelmiştir; iş, işi teklif edenin üzerine kalır.
Üzerime kalan “iş” benim, son derece memnun ve mutlu olduğum bir işti.
Yani böylece, Ardahan Üniversitesi Rektörlüğü bu yıl ilkini yaptığı, Üniversite öğrencilerinin katıldığı şiir yarışması düzenledi.
Jüride benimle beraber, sevgili dostlarım ve şair arkadaşlarım: Bestami Yazgan, Ahmet Efe ve Nuray Alper hanımefendi vardı.
Jüri adına konuşmayı şahsıma verdiler ve olabildiğince kısa tutmaya çalışarak, şiirin Ardahan’a yakıştığından, şiirin, insan hayatının derin yerinde saklanmış kutlu bir hazine olduğundan, edebiyat dalları içerisinde şiirin, insanın saf ve temiz duygularını kanatlandırmada en büyük rolü oynadığından ve tartışmasız sanat dallarının sultanı olduğundan söz etmeye çalıştım.
Yarışmada, birinciliği Muharrem Yeni, ikinciliği Serkan Karabostan, üçüncülüğü Abdullah Direnç aldılar.
Mansiyon ödülüne ise, Muhammet Muhammedoğlu layık görüldü ve protokol tarafından ödül sahiplerine para ödülü takdim edildi.
Tartışmasız, bu şiir yarışmasının kahramanı, şiirlerin çoğunun yükünü omuzlayan Yaşar Bayar ve proğrama sunumu ile giderek yetkin bir değer katan M.Yaşar Genç kardeşlerimizdir.
Kendilerini muhabbetle kucaklıyorum.
Yarışmanın ardından okul arkadaşlarım ve kıymetli dostlarım Prof. Rıdvan Canım ve Prof. Nurullah Genç’in konuşmacı, Doç. Mehmet Karadişoğulları’nın yönetici olduğu panel yapıldı.
Bu yılki panel de geçen seneki kadar dikkat çekici ve “lezzetli” oldu.
Sevgili Rıdvan Canım’ın konuşmaları duygu, hikmet, şiir ve estetik yüklü iken, sevgili Nurullah Genç’in konuşmaları ilim, irfan, itikat ve erdem içerikliydi.
Panel, salondan, Ardahan Üniversitesi öğrencilerinden büyük alkış aldı.
Ertesi gün, Rektör Mehmet Biber Beyi odasında ziyaret ettik.
Hep yazarım ve söylerim bu beyefendi Ardahan için Allah’ın bir lütfudur.
Şehir, bölge ve ülke için derdi, sancısı, fikirleri, düşünceleri olan bir ilim insanı Mehmet Bey.
Makamında kendisinden, Ardahan’a ve bölgeye ait, bölgenin gelişmesine, kalkınmasına, kültürüne, sanatına dair düşüncelerini dinledik.
Bir kısmını uygulamaya koyduğu düşüncelerinden bana en ilginç geleni, Mehmet Beyin Rusça hakkındaki görüşleridir.
Bu fakirin, SSCB’nin dağılmasından sonra her ortamda söyleyip dillendirmeye çalıştığım ve sohbet ettiğim her öğrenciye tavsiye ettiğim buydu işte.
Rektörümüz özet olarak şunları söyledi:
Ardahan, konum olarak Kafkasya’nın Anadolu’ya açılan biricik kapısı.
Uluslararası enerji hatlarının Türkiye’ye giriş noktası (BTC ve Tanap).
Aktaş ve Türkgözü kara sınır kapıları ve İpek demiryolu sınır kapısı ile, ortak dili Rusça olan üçyüz elli milyonluk devasa bir coğrafyanın sınırında bulunan çok kritik bir şehirdir.
Ardahan üniversitesi işte böylesine kritik bir şehirde, on bir yıl önce kurulmuş bir üniversite.
Ardahan üniversitesi yerel kalkınmada yaptığı bilimsel çalışmaların yanında ve bunların çok daha ötesinde, bahsi geçen coğrafyaya nasıl hitap edeceğine odaklanmaya çalışmaktadır.
Bu üniversitenin uzun vadede hedefi ve misyonu eğitim dili Rusça olan bir üniversite olmak.
Buna göre;
1-Verdiği mezunların Rusya’da, Gürcistan’da ve Türki Cumhuriyetlerde istihdamını temin edecek donanımda olmalarını sağlamak.
2-Bu coğrafyadan öğrenci ve bilim adamı alabilmek
3-Gittikçe birbirine benzeyen üniversitelerimizden ayrı olarak gerçek misyon ve vizyona sahip uluslararası bir üniversite olmak
4- Ülkemizin Doğu coğrafyası ile olan bilimsel etkileşimine ivme kazandırmak....
Bütün bu amaçlara ve ötesine ulaşmanın en önemli aracı Rusça bilmekten geçiyor elbette.
Şu anda Üniversite, ana dilleri Rusça olan akademisyenlerden oluşan güçlü bir Rus Dili bölümüne sahip.
Diğer bölümlerde de Rusçayı yaygınlaştırmaya çalışıyorlar.
Mesela ilahiyat fakültesinde Gürcüce ve Rusça seçmeli dil olarak müfredatta yerini almış.
Bu, Türkiye’de bir ilk.
En önemlisi ise, uzmanlık alanlarını Rusçada yapmış doktoralı eleman yetiştirilmesi için YÖK’e teklifte bulunacaklarmış.
Bu bölümlerden bazıları Uluslararası İlişkiler, Yazılım Mühendisliği, İnşaat Mühendisliği ve Turizm İşletmeciliği olacak.
Peki üniversite bu anlattıklarımı yapabilir mi derseniz bence yapabilir.
Bulunmaz bir avantajı ise yeni kuruluyor ve yeni teşkilatlanıyor olması.
İkincisi ise, bu hedefe inanmış bir yönetim kadrosunun olması.
Elbette bu vizyon üniversitenin tek başına yapabileceği bir iş değil. Bu bir devlet kararı aslında.
Ama bence; vakit geçirilmeden üniversitenin bu vizyonuna destek olunmalıdır, zira Ardahana, eski Türkiye’nin sürgün yeri olan at gözlüğü ile değil, dünya haritasının üzerinde küresel bir bakış açısı ile bakınca O’nun, kültür ve inanç ortaklığımız olan devasa Asya kıtasına açılan bir fırsat kapısı ve parıl parıl parıldayan bir inci olduğunu görürsünüz.
Rektör Beyi ziyaretten sonra hep birlikte salona geçtik ve şiir programımız başladı.
Soyad şurasına göre şairlerimiz; Hüseyin Akın, Nuray Alper, Yaşar Bayar, İsmail Bingöl, Rıdvan Canım, Abdülkerim Dinç, Ahmet Efe, Murat Ertaş, Mehmet Yaşar Genç, Rövşan Guliyev, Vaqıf Hüseyinov şiirlerini okudu.
Açıkçası, Sıtkı Caney’in programa katılamaması beni üzdü.
Sunumları, bu konuda giderek daha bir yetkin hale gelen M. Yaşar Genç yaptı.
Öğlenden sonra şiir okumalarının ikinci bölümüne geçildi.
İlk Şair, hemşehrim, yakın Köylüm hatta, dördüncü sınıfa kadar ilkokulu okuduğum Değirmenköy’lü İbrahim Karabulut’tu.
İkinci sırada bendim ve tam ismim okunurken cep telefonuma bir dostumun mesajı düştü: “Ferman, Nuri Pakdil Ağabeyi kaybettik”.
Kürsüye çıktım, sesim titreyerek bütün salona ilk haberi ben verdim.
İki şiir okumam gerekirken, tek şiiri zorlanarak bitirdim.
İlginç olanı ise, geçen yıl da yine bu salonda şiirlerimizi okumak üzere iken Bahaeddin Karakoç Ağabeyinin vefat haberi gelmişti ve Recep Garip çok hızlı ve yetkin bir şekilde programı dönüştürdü, ben de, Bahaeeddin Ağabeyden bir şiir okumuştum.
Ben bunu pek beceremedim yani programı dönüştüremedim ama, biraz sonra şiirini okuyacak olan Adem Özbay’a, Nuri Ağabeyinin bir şiirini okumasını rica ederek, mailden şiiri gönderdim, Adem de sağ olsun, hazırladığı kendi şiirini okumaktan vaz geçerek Nuri Ağabeyinkini okudu.
Benden sonra Ekrem Karadişoğulları, Müştehir Karakaya, Şemseddin Küzeci, Elhan Yurdoğlu Mammedov, Şüreddin Memmedli, M.Önal Mengüşoğlu, Adem Özbay, Tacettin Şimşek ve Necip Yıldız şiir okudular.
Mengüşoğlu Ağabeyin, Nuri Ağabeyden ve Sezai Beyden bahsetmesi, hatıralarını anlatması da hepimizin yüreğine bir parça su serpti, ferahladık.
Ancak gene de, Ardahan da yaptığımız bu programın tam ortasında iki yıl üst üste, iki çınarımızı kaybetmiş olmamızı, aramızda gün boyu konuştuk.
Kim bilir belki de, her iki çınarımız da salonda bulunan bunca insandan birer Fatiha ile anılmak istemişlerdir.
Biz de bunu yaptık.
Mekânları cennet olsun.
19 Ekim 2019 Cumartesi yani, dördüncü günü benim ata yurdum, geçen yıl beni hüzünlere, gözyaşlarına boğan Ahıska’ya gidildi, Posof’ta balık yendi ve akşam dönüldü.
Hiç şüphesiz bu etkinliklerin mimarı;
İlmin, irfanın, ve hikmet’in yanında kültürün, sanatın ve sanatların şahı olan şiirin birlikte, omuz omuza olduğu zaman bu şehrin, bu bölgenin ve bu ülkenin şahlanacağına, kalkınacağına dair düşünceleri, hayalleri, sancısı olan rektörümüz Mehmet Biber Beydir.
Ne var ki, bu güzel etkinlikler için uykularını bölen rektör yardımcımız Şakir Bey’i, Mehmet Kıldıroğlu’nu, Serkan Balcı’yı, eşi Gülşen Kaya Balcı ve Havva Vanlı Hanımefendilerin emek ve hizmetlerini anmamak ve unutabilmek hiç mümkün değil.

CÜMLEDEN CÜMLEYE....
Aşkım saf aşktan ibaret kalsaydı böyle dağılmayacaktım.
Bu kadar sormayacak ve kelâmın muammasında bu kadar dağılmayacaktım. 
Ama aşkın masumiyeti bozulmuştu...
Nazan Bekiroğlu/ İsimle Ateş Arasında 


Ferman Karaçam - Haber 7 

fermankaracam@gmail.com 
fermankaracam@twitter.com 
twitter.com/fermankaracam 
facebook.com/fermankaracam 

Bağlantılı Etiketler

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha