Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

TRT baskını Göka'nın duruşu ve bir teklif

TRT baskını Göka'nın duruşu ve bir teklif
TRT Kurumu, geçmişinden bugüne kadar Türkiye’ de ki ideolojik siyasi kavgaların merkezinde olmuştur.

İşlevselliği açısından ve siyasi kavgaların ideolojik boyutları açısından bakıldığında bunun ‘’normal’’ olduğunu söyleyebiliriz.

Yani meseleleri herkes kendi penceresinden görüyor ve o gördükleri ile yorumluyorsa sorun yok fakat bir Ülkenin geleceği ve çıkarları açısından baktığınızda ise durum değişir.

Peki, TRT’ye nasıl bakacağız?

Binlerce insanın ve ailelerinin ekmek yediği bir kurum olarak mı bakalım?
-   Eline geçirdiğinde, her görüş sahibinin kendi adamlarını doldurduğu, isteyenin istediği gibi at onattığı bir çiftlik olarak mı bakacağız?

-  Haber veriliyor, Millet eğlendiriliyor, Tavşan suyuna tirit programlar da yapılıyor daha ne olsun, daha ne yapılsın denilen bir kurum olarak mı bakılmalı TRT’ye?

-  Her ihtilalde Hasan Mutlucan’ın davudi sesinden türkülerin ‘’Yine de şahlanıyor amaan’’ diye seslendirilip, rejimin doktriner çizgisine hizmet eden ve Milletin parası ile Milleti tek ses, tek renk ve tek kalıba sokmaya çalışan bir kurum olarak mı bakacağız TRT’ye?

TRT’nin kuruluş amaçlarına, işleyişine, bugüne kadar ki uygulamalarına baktığımız zaman O’nu, sistemi “ koruyup kollayan’’ Resmi Bürokrasinin ve sistemin kurucu partisi olan CHP’nin Dünya Görüşleri paralelinde çalıştırıldığını görürüz.

Sadece bu paralelde çalışmakla kalmamış aynı zamanda bir arka bahçe olarak kullanıldığı için CHP’nin görüşlerine mensup olanlar tarafından, şişirilmiş ve sıkça söylenildiği gibi bir çiftlik halini almıştır.

TRT geçmişte, sırtımızda taşıdığımız Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) gibi zarar eden –özellikle son yıllara kadar- ama yenilenemeyen hantal bir kurum olarak kalmıştır.

Bu yapısıyla çağın gereklerine uyum sağlayamamış, kapsayıcı bir teknolojik yenilenmeye tabi tutulamamıştır. Yapılan yenilikler günü kurtarma gayretinden ibarettir.

Gelip geçmiş iktidar sahiplerinin ekran ve mikrofon arzularını tatmin ettiği için bu kuruma dokunulamamıştır.

Bu sebeple hantal, verimsiz ve devasa bir ‘’KİT’’ olarak kalmış sürekli zarar etmiştir.

TRT, AK-PARTİ iktidarlarına kadar cüssesi büyük, sesi kısık, yükü ağır, içe dönük tarafıyla da toplumu ayrıştıran, Dünya’ya ise hiçbir şey söylemeyen tek parti kafasında ideolojik bir kurumdur.

Geçmişte kimi iktidarlar döneminde güya yenilenmiş görüntüleri, TRT’nin sadece kabuğunda yapılan basit cilalamalardan ibarettir. Yani, stüdyoların rengarenk neonlarla süslenip, bezlerle kaplanıp, sökülerek yeniden kaplanmasından ibaret yeniliklerdir bunlar.  

Ha bir de, haklarını yemeyelim (!) 1980’li-90’lı yıllarda milyarlarca dolarlık ithal cihazların, kullanmayı bilmeyen teknik adam yokluğundan depolarda çürütüldüğünü de söylemeliyiz.

AK-PARTİ iktidarları döneminde ise değişimin biraz daha derinlere kaydırılması hedeflenmiş ama iki sebepten dolayı bu girişim akim kalmıştır.

Birincisi, TRT çalışanlarının 657 Sayılı Kanuna göre çalışıyor olması ve esas hantallığın da buradan kaynaklanması. İkincisi ise uzunca bir dönem özellikle Samanyolu TV çevresinden buraya kaydırılan “paralelci’’ grup bu niyeti engellemiştir.

Hatta engellemekle kalmamış, AK-PARTİ İktidarlarının bu hedefini saptırarak, bu koca Müesseseyi kendi amaçları için kullanmışlardır.

Fakat benim anlatmak istediğim asıl mesele şudur: 13 yıldan fazla bir süredir AK—PARTİ iktidarları bu Ülke’ de kangren olmuş birçok müesseseye cesaretle neşter vurmuştur. İşte TRT de öylesine kangren olmuş bir kurumdur.

TRT de ne kadar yüzeysel değişiklikler, farklı programlar, toplumun çoğunluğunun hoşlandığı işler yaparsanız yapın; derinlerdeki tortuyu, homurtuyu, hantallığı ve içten içe cerahat gibi akıp duran ideolojik engelleri ortadan kaldıramazsınız.

Bu bir yapısal sorundur çünkü.

TRT ile ilgili kanunları, yasaları, yönetmelikleri tamamen lağvedip yeniden yapılandırmalıyız onu.

TRT’yi birçok insanın ekmek yediği ya da ihtilal borazanlığının yapıldığı ve ya hantallığını cila ile pudra ile yok etmeğe çalışarak enerji ve kaynak harcadığımız bir kurum olmaktan çıkarmalıyız.

TRT ideolojilerin değil, bu coğrafyanın büyük ideallerinin, mutlu geleceğinin ve Ülkemiz insanının kahir ekseriyetinin değer yargılarının, evrensel temsilciliğini yapan bir marka haline getirilmelidir.

Evet, teklifim budur: TRT diğer Batılı Ülkelerde örneklerini gördüğümüz büyük bir marka haline getirilmelidir. Bugünkü hantal yapısı ve yüzde yüz Devlet Sermayesi ile de bunun başarılması mümkün değildir.

TRT’yi, hisselerinin büyük çoğunluğu Devlette olan – mesela % %51 veya daha fazlası-- Özel Sektörün de ortak olduğu, hatta bugünlerde çok tartışılan RTÜK’ü de içine alan, ideolojik değil iktisadi, işlevsel, sürekli yenilik ve gelişmeye açık, Türkiye’nin evrensel hedeflerine odaklanmış dev bir işletme olarak dizayn etmeliyiz.

Bugün, TRT’den sorumlu Sayın Numan Kurtulmuş Beyin de çalışma ekonomisi ve insan kaynakları yönetimi Hocalığından geliyor olması bu değişim için çok önemli bir fırsattır.

CHP Milletvekillerinin makam baskını ve TRT Genel Müdürü Sayın Şenol Göka’nın duruşuna gelince: yukarıda söylemeye çalıştım, TRT görünürde, sahip olanın ideolojisine ama esasta ise resmi ideolojiye hizmet eden bir  ‘’KİT’tir.

AK-PARTİ döneminde halkın her kesimine hizmet etmesi hedeflenmiştir. Şenol Göka bu değişim niyetinin isabetli bir başlangıcıdır.

Göka Kurumun içinden gelen, Kurumu yeterince tanıyan, ne yapacağını iyi bilen, beyefendi kişiliği ile de çevresinde sevilen bir şahsiyettir.

AK-Partinin TRT’yi --köklü olmasa da--  yenileme çabalarının pratiğe yansıdığı dönem, Sayın Göka dönemidir.

“Gönül Coğrafyamız’’ dediğimiz coğrafyada sahiplenilen ve heyecanla izlenen sınırlı sayıda ki birkaç dizi ve program O’nun döneminde hayata geçirilmiştir.

Makamının CHP’li Milletvekilleri tarafından basıldığı günün akşamı haberlerden olanları izlerken, kendisinde gördüğüm o vakur ve asil duruşu doğrusu takdirle karşıladım.

Çünkü Şenol Bey biliyor ki; bu baskın sadece bir hazımsızlığın ve tahammülsüzlüğün değil, aynı zamanda, acınacak bir kaybedişin dışa vuran çırpınmalarıdır.

Bu çırpınışlar öylesine zavallı, öylesine çaresiz çırpınışlardır ki gerçekten seyrederken ‘’acıma’’ duygusunun dışında ben de hiçbir şey yaşamadım.

Ama söz konusu baskıncı vekillerin liderlerinde de sürekli gördüğümüz bu çaresiz çırpınışların ne yazık ki (!) Türkiye’de artık hiçbir karşılığı yoktur ve olmayacaktır.

En akıllıca yol, kaybedişi kabullenip kazanmanın yolları üzerine kafa yormaktır.

Şenol Beyi, kendisine ve temsil ettiği kuruma yakışan bu asil ve vakur duruşundan dolayı kutluyor başarılarının devamını diliyorum.


Ferman Karaçam - Haber 7 

fermankaracam@gmail.com 

fermankaracam@twitter.com 

twitter.com/fermankaracam 

facebook.com/fermankaracam 

Bağlantılı Etiketler

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha