Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

Çevreden Merkeze Ve...

Çevreden Merkeze Ve...
Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olduğu yıllardı.

MÜSİAD’ın Mecidiyeköy’de ki binasında, iftara davetliydim.

Davetliler arasında İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da vardı.

Akşam ezanı okundu, iftarımızı açtık, yemek faslı neredeyse bitti, bitiyor.

İmam Efendi sofra duasına başladı.

Belediyenin üst yönetiminde olan yanımdaki şahsa döndüm ve kulağına “ üstadım acaba Tayyip Başkan niye bu kadar gecikti, bilginiz var mı? “ dedim.

“Gelir şimdi, Başkanımız her akşam, daha önceden belirlenen bir fakirin sofrasında iftarını açar, yanında götürdüğü iftarlıkları da ev sahibine bırakır, eğer, eğitim gören çocuklar varsa onlarla özel olarak ilgilenir, ihtiyaç olursa çocukların bursları ile ilgilenir, hal hatır sorar gelir, iftarını böyle yerlerde açmaz.

Bu ramazanda da şimdiye kadar hiçbir dernek ve vakıf iftarına zamanında geldiğini hatırlamıyorum.

Ayrıca ramazan olmayan, normal diğer günlerde de sık sık bu gibi ziyaretleri yapar” dedi.

İlk defa duymuştum, lokmalar boğazımda düğümlendi, gerçekten bir siyasetçi açısından bakınca son derece etkili, halk açısından bakınca bir ilk ve güven verici bir davranış.

İkinci örnek: Herhalde beş altı ay olmuştur.

Yer, yine İstanbul, bu kez Yenikapı gösteri merkezi.

Bir etkinlik var.

Alana bir anda siyah renkli, camları içini göstermeyen son model bir Passat giriyor ve duruyor.

Sağ ön kapıdan, orta boylu, açık lacivert takım elbiseli, ceketinin kapalı düğmelerinin arasından karnı dışarıya taşan bir genç hızla çıkıyor ve arabanın arka kapısına yöneliyor.

Arabadan, 20-25 yaşlarında, Ray-Ban güneş gözlüklü, başında bir avuç Vakko eşarbı, yüzü, dudakları allı, morlu bir kız çıkıyor, yüksek topuklu ayakkabılarının rengindeki çantası kolunda, başı havada dimdik yürüyor.

Şoför arabayı döndürüyor, az evvel arabanın sağ ön kapısından fırlayıp, genç kızın kapısını açan delikanlı yetişiyor ve kıza ilerideki bir topluluğu işaret ediyor.

Genç kız işaret edilen tarafa doğru yönelirken, topluluktaki herkes toparlanıyor, ceketler düğmeleniyor, eller öne doğru üst üste konup başlar hafif eğik bekleniyor.

Genç kız bu küçücük topluluğa emirler yağdırıyor.

Bu fotoğrafa tanık olan birçok insan var ama fotoğrafa daha yakın duran orta yaşlı iki kişiden biri ağır küfürler savurarak oradan ayrılıyor.

Erbakan ve Erdoğan yıllarca Anadolunun, İstanbulun kenar mahallelerinden, kışın ortasında penceresi naylonla, muşambayla kaplı gecekondu evlerinden Sultanbeyli’nin, Kâğıthane’nin, Yahya Kemal’in, Kasımpaşa’nın, Esenler’in, Bağcılar’ın... kenar semtlerinden toplayıp, neredeyse bir asır itilip kakılmış, iktidar yüzü görmemiş, merdiven altında tahta seccadede gizlice namaz kılan müstahdemleri iktidara taşımış, onların çocukları da, hem liderlerine, hem de davalarına sahip çıkamamış, şımarmışlar, görmemişlik yapmışlar ama tokatı yemişlerdir.

Buna rağmen gene de hamdolsun Filistin, Somali, Afganistan, Myanmar ve Suriye’nin yetimleri hatırına ayaktayız, bizi zalimler karşısında mahcup etmedi Yaratıcımız.

Gelelim diyeceklerime:

Bir yandan AK PARTİ’nin içindeki AKP’liler, bir yandan seksen-doksan yaşında hala yüzde sıfır yedi oy aldığı için değil, böldüğü için övünen, bir yandan; vefasız, iz’ ansız, omuzundaki apoletlerini göstere göstere şişinen ama tarihten, medeniyet geçmişimizden hiç bir ders alamamış buna rağmen geçmişte, Cumhurbaşkanı ve Başbakan yapılmış olan kimi zevat bir bölüp, bir parçalama isterisine kapıldılar ki sormayın...!

Bu bölme şehveti yüzündendir ki, asırlardır bir türlü ümmetin, ümmetin yetimlerinin, fakirlerinin yüzü gülmedi.

Geçmişte de, bugün de, birazcık kanat kuyruk peydahlamış beyinsiz mahlûklar, hemen düşmanın huyuna, suyuna karışıp bu ümmete ihanet ettiler.

Ümmet parçalandı, bölündü.

Bölündükçe zayıfladı.

Zayıfladıkça düşmanın ayaklarının altına serildi.

Ve bugün, iki milyara yakın Müslüman eğer zillet içinde yaşıyorsa Kitabımızın “ bölünüp parçalanmayın, gücünüz zayıflar, devletiniz elden gider... “ emrini hiçe saydığımız, kendi aklımıza ve kısa hedeflerimize kilitlenip, ram olduğumuz içindir, birbirimize sabretmediğimiz içindir.

Biliyor musunuz, son zamanlarda kendi kendime sık sık şöyle söylenmeye başladım: “Ümmet coğrafyasında, bombalanan evlerin enkazından çıkarılan o, yüzü gözü kanlı topraklara bulanmış bebeler hatırı için, Allah, bu ümmeti bölüp parçalayan, bu ümmetin beyinsizlerini perişan etsin. “


CÜMLEDEN CÜMLEYE...

Medeniyete ait üç görüşün sentezinde İslam, insanı tüm güçlülüğü, zayıflıkları, ihtiyaçları ve arzuları ile insan olarak ele alır.

O ne değersiz bir varlık ne de yarı tanrıdır.

Ne maddiyat ne de maneviyattan yoksun yaşayabilir.

Ne tamamen akıllıdır ne de akılsız, ne evrenin üstünde ne de dışındadır, ancak tüm sistemin bir parçası, tüm kozmosun integral bir öğesidir...

Ziyaüddin Serdar/ İslam Medeniyetinin Geleceği...
 

Ferman Karaçam - Haber7

fermankaracam@gmail.com
fermankaracam@twitter.com
twitter.com/fermankaracam 
facebook.com/fermankaracam 

Bağlantılı Etiketler

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha